Pages

23 Nisan 2015 Perşembe

Mektubat-ı Geylani 11. Mektup

Ey Aziz,

Kalbler bir kandil gibidir. Oradan nur parıldaması lazım. Oradan parıldayacak nura; her
sabah ortalığı aydınlatan güneş ve ziyası misal olabilir…
Kalbinde, o aydınlığı bulmaya bak…

O aydınlık kalblerde bir tevhid nurunun, sabah müjdeleri gibi çakacağı zamanı düşün.
Onların doğuracağı burç:

-“Sabah aydınlığının, artmaya başladığı zamana yemin ederim…”(81/18)



Ayetindeki mana ufuklarıdır…

-“Güneşi, kendisi için çizilen, muayyen bir karargâhta seyreder.”(36/38)

Mealine gelen ayet-i kerimenin eflak burçları da, ayne’l yakin güneşleri, tam istila
makamına oturduğu zamanı an… Ve bu halleri tedarike çalış…
İşte o tevhid müjdelerinin zuhur ettiği, ayne’l yakin güneşinin merkezine konduğu
zaman; bu beşeri vücudun zulmeti yok olur. Nerede bilir misin? Öğrenmek istiyorsan dinle:

-“Nurları, önlerinde gider…”(57/12)

Cümle-i celilesinin lemaan eden ziyaları arasında…
Olan yalnız bu değildir. Daha neler olacağı, aşağıda sırası ile anlatılmıştır…

-“Geceyi gündüze katar…” (22/61)

Mealindeki ayetin mana sırrı sana zahir olur.

-“Allah, iman edenlerin yarıdır… Onları zulmetlerden nura çıkarır…” (2/257)

Ayet-i kerimesi, bir ezeli inayetin habercisidir. Ama ince bir nikapla örtülüdür.
O müjdeci geldikten ve o güneş doğduktan sonra, bu nikab aralanır…
Sonra, daha başka neler olacağını anlatmaya devam edeceğiz… Dinle…
Şeytan askerleri ile kalb askerleri birbirine girerler. Onların muharebe meydanı, şu ayeti
kerimenin mana sahasıdır…

-“Şeytanı düşman biliniz…” (35/6)

Şeytanın askerleri:

-“Muhakkak şeytan size açık bir düşmandır…” (7/12)

Mealine alınan ilahi kelamın işareti ile bellidir.

Sonra:

-“Kadın ve oğullara karşı, sevgi, insanlara süslü gösterilmiştir…” (3/14)

Ayet-i kerimesi ile belirtilen zümre de, o şeytana yardımcı askerdir…
Kalb askerleri daralıp çaresiz düşebilirler ve o zaman:

-“Göğsüm daralıyor, dilim peltek konuşuyor…” (26/13)

Cümlesi gereğince, doğruyu ifade edip hal ve ıztırar diliyle yalvarmaları da
muhtemeldir…
Onların duası; tazarru ve tam bir niyazla şundan başka ne olabilir ki…

-“Bizi affet… Bizi bağışla… Bize merhamet eyle… Sen bizim Mevla’mızsın… Kâfir kavme
karşı bize yardımını esirgeme…” (2/286)

 İşte bu yalvarma ve yakarmadan sonradır ki:

-“Gaybin anahtarları O’nun katındadır…” (6/59)

Manasına alınan gizli nidacı çıkar; onlara şöyle seslenir:

-“Kendinizi aşağı görmeyiniz… Mahzun da olmayınız… Hâlbuki siz üstünsünüz…” (3/139)

Sadece böyle bir nida ile kalınacağını sanmayasın…

-“Muhakkak, askerlerimiz onlara galebe çalar…” (37/173)

Manasındaki ayet-i kerimenin sırları imdadlarına yetişir…
Hem de:

-“Allah’tan yardım ve fetih geldi…” (110/1)

Bayrağı taşıyarak… Hem de nereden bilir misin?

-“Muhakkak biz fethettik…” (48/1)

Çıkışından…
İşte bundan sonradır ki, asıl yardım başlar…

-“Biz muhakkak, Peygamberlerimize ve onunla beraber iman edenlere yardım ederiz…”
(40/51)

Ayet-i kerimesindeki mana kılıçları kınından sıyırır. O kılıçların kını da şu ayet-i
kerimenin özlü manasıdır:

-“Dilediğimizin derecesini yükseltiriz…” (6/83)

Bu kından çıkan kılıçları kim durdurabilir ki? Aldıkları emir gereğince, düşmana
saldırırlar…

Bundan sonra o düşmanlar için ne beklenir ki? Hezimetten başka… İşte o da olur… Ve:

-“Allah’ın izni ile onları hezimete uğrattılar…” (2/251)

Bu hezimetten sonra fetih haberleri ortaya yayılır.

-“Allah’tan yardım… Yakında fetih…” (61/13)

Haberleri etrafa dağılır. Ne kadar güzel…
İşte bundan sonra hal dili canlanır ve şu duayı okur:

-“Allah’ım, mülkün sahibisin. Mülkü dilediğine verirsin. Ve mülkü dilediğinden alırsın…
Dilediğini zelil eder, dilediğini de aziz kılarsın… Hayır senin elindedir… Sen her şeye kadirsin…”
(3/26)

Allah’ım, kalb düşmanlarımız için bize nusretini esirgeme…

Amin!