Pages

23 Nisan 2015 Perşembe

Mektubat-ı Geylani 12. Mektup

Ey Aziz,

Mal ve evlad, belli bir zaman için sana verildi. Düşün ki, bir mühlet içindesin. Ancak
senin için en uygunu bu mühlet tahtından çıkmandır. O içinde bulunduğun mühlet:

- “Mal, evlad, dünya hayatının zinetidir.” (18/46)

Manasını taşıyan ayet-i kerimenin işareti ile tespit edilmiştir.

Bu fani şeylere dalma…



- “Bizi mallarımız alıkoydu…” (48/11)

Mealini taşıyan ilah cümlede belirtilen meşgaleden kaçın…

- “Onlar, Allah’ı unuttu; Allah da onları unuttu…” (9/67)

Cümlesi gereğince amil! Olan birtakım. Hak’tan nasibi kesilmiş kimseler vardır. Bu
korkunç dağın eteğinde oturmuş dururlar. Sen, yükünü al ve onlar arasından çık; bir başka
âleme açıl…

- “Allah’tan yardım taleb ediniz…” (7/128)

Emr-i ilahisi gereğince, ondan yardım çöğenini al…

- “Sabikun, sabikun var ya, işte mukarrabun zümresi onlardır…” (56/10)

Cümle-i celilesindeki mana topuna vur…

- “Şunlar var ya, işte onlar Rablerinden gelen hidayet üzeredirler… Ve iflah olanlar da,
işte onlardır…” (2/5)

Ayet-i kerimesi ile işaret edilen, hidayet ehli kimselere kavuşmak gayen olsun. Topunu
oraya atmaya bak. Ve hedefin o zümre olmalı…
Buraya kadar sayılan işleri bitir; bekle… Hem de ümitle bekle…

- “İman edenleri müjdele… Onlar için Rabları katında yüksek mertebe vardır…” (10/2)

Cümlesi bir müjdedir. Bu müjde postası, bir gün senin de kapını, güler yüzle çalabilir.
Hangi güler yüzle bilir misin?

- “Muhakkak Allah, insanlara çok şefkatli ve merhametlidir…” (2/143)

Cümlesinin mana yüzüyle… Ve sana:

- “Rabbinizden size kalb basireti ihsan olundu…” (6/104)

Der; getirdiği fermanı takdim eder…
Bu fermanı ve ihsanı alan kimse, kâinatın remzine muttali olur. Sen de o sırra muttali
olduğun zaman:

- “İşte Rabbın sırat-ı müstakimi…” (6/126)

Cümlesindeki manayı anlar; başını yere koyar, o selam yoluna doğru süratle revan
olursun…

- “Onlar için cennetler vardır; altından ırmaklar akar…” (2/25)

Mealine gelen ilahi tarifin tenzih makamına doğru ilerlersin…
Yolunda hasretini çekerek yürüdüğün nimete erenleri; yani:

- “Onlar için Rab’ları katında cennetler, mağfiret ve devamlı rızık vardır…” (8/4)

Ayet-i kerimesi ile anlatılan zümreyi sorarsan, hemen:

- “Onlara ki, ezelde, tarafımızdan iyilik verildi…” (2/101)

Cümlesi imdadına yetişir; selam evi sahibi ülkelerinden haber verir ve:

- “Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan…” (5/119)

Mealini taşıyan mana penceresini göz önüne açar…
Haliyle sen de onlardan biri olmak istersin… Kim istemez ki? İşte bu isteğin belirdiği an,
karşına şu ferman çıkar:

- “Kim Allah ile yaptığı ahde vefa gösterirse; ona büyük bir ecir verir…” (48/10)

Cenab-ı Hak cümlemizi o ezeldeki ahdine sadık olan kullardan eylesin…

Âmin!