Pages

23 Nisan 2015 Perşembe

Mektubat-ı Geylani 13. Mektup

Ey Aziz,

Kardeş, Kalbler mücella bir aynadır; ancak üzerinde bulunan tozdan perdeyi sıyırmak gerekir… Çünkü oraya esrar-ı ilahi’nin nurları vuracak…

“Allah yerin ve semaların nurudur…” (24/35)

Ayet-i celilesi lambasından çıkan nur, yukarıda işaret edilen aleme, yani kalb bucağında lemean etmeye başladığı zaman; onun tesiriyle kalb kandili yanar…



Yanan o kalb kandili;

“Camdan bir kalb içindedir. O da ayrı bir kap içindedir… Sanki bir yıldızdır; inci gibi parıldar…” (24/35)

Sonra o kalbden keşif şimşekleri de çakmaya başlar. O keşif şimşeği:

“O mübarek bir ağaçtan yanar…” (24/35)

Mana-i kerimi mucibince taa ötelerden gelir; keşif ağacını aydınlatır. O, o kadar asli bir şeffafiyete maliktir ki:

“Ona ateş dokunmasa da yanar…” (24/35)

Mealine gelen ayet-i kerime onun safiyetini anlatır. Ve bu ayet-i kerimedeki derin mana gereğince, fikir kandilleri kendiliğinden yanar…

Nasıl yanmasın ki, Allah-ü Teâlâ’nın esrar nuru orada lemean ediyor.

Yeter ki, o esrar-ı ilahinin nuru oraya vursun. İşte o zaman, sırlar seması tümden yıldızlarla bezenir. O yıldızların durumu:

“Onlar yıldızlarla yollarını bulurlar…” (16/160)

Ayet-i kerimesiyle tesbit edilmiştir. O yolu bulduran aslında yıldız değil, nur-u ilahidir…

“Biz, dünya semasını, yıldızların süsü ile bezedik…” (37/6)

Mealini taşıyan ayet-i kerime de o ilahi nur âlemini anlatır…

Yeter ki, iç âleminde o ilahi sırların nur kandili parıldaya… Sonrası ya hep birden, ya da yavaş yavaş, parça parça, peyder pey gelir.

O geleceklerin bir kısmı yukarıda anlatıldı. Bir kısmını da aşağıda anlatacağız… Oku… Ya da dinle… Ama anlamaya çalış…

Huzur mehtapları doğar. Huzur… O mehtabın buradaki adı kamerdir. Hangi ufuktan bilir misin?

“Nur üstüne nur…” (24/35)

Ufkundan… O kamer doğar… Yükselir… Yükselir… Ve:

“Kamere biz menziller tayin ettik…” (36/39)

Ayet-i kerimesi ile anlatılan makama kurulur.

Sonra, gaflet bulutların kalmaz olur…

“Gecenin kaplayışına yemin olsun…” (93/1)

Cümle-i celilesi ile bildirilen gaflet gecelerin açılmaya başlar. Hangi emirle bilir misin?

“Ortalığı, aydınlatan gündüze yemin olsun…” (93/2)

Emri celili ile…

Sonra… Sonra… Neler olacak anlatalım:

“Onlar seherlerde istiğfar ederler…” (3/17)

Cümlesinde işaret edilen, zikir reyhanları nefha nefha açılıp saçılmaya başlar…

Hüzün, esen nağmeleri ile:

“Onlar, ancak gecenin bir kısmında uyurlardı…” (51/17)

Ayetindeki mana gereğince, seher bülbülleri şakımaya başlar…

“Allah dilediğini nuruna hidayet eder…” (24/35)

Ayet-i kerimesindeki özlü mana devletinin sabahı aydınlanmaya başlar…

Sonra… Maarif güneşleri:

“Allah kimi diledi ise, o hidayeti buldu…” (7/178)

Ayet-i kerimesinin mana burcundan doğar.
Ve şu ayet-i kerimedeki mana esrarı sana zuhur eder:

“Güneşe layık değildir ki aya kavuşa… Gece de gündüze geçe… Hepsi kendilerine has bir felekte yüzerler…” (36/40)

Ve nihayet asıl önemli mesele önünde çözülür…

“Allah insanlara meseller darb eder… Ve Allah her şeyi bilendir…” (24/35)

Manasındaki darb-ı mesel şekilleri arasından içinden çıkılması ve anlaşılması hayli güç latayifin perdesi aralanır… Ve sana hakikatler runüma olur…

Bu anlatılan hallerin, hemen hepsi, esrar-ı ilahinin nuru, iç âleme ışık tutmasıyla olmaya başlar. O’ndan, Onunla O’nu dileyelim…