Pages

23 Nisan 2015 Perşembe

Mektubat-ı Geylani 14. Mektup

Ey Aziz,

İrfan bir başka haslettir. İnsan, saliki olduğu yolda elde edeceği ilk kıymet, irfandır. Yani marifet duygusu. O duygu, senin iç âlemini kuşatan bir semadır. Orada doğan bir değil, birçok güneş vardır…

Yolun aydın olması için, o marifet semasındaki güneşlerin doğması lazım…

Onun doğması için, halini kemale erdirmen gerek… O kemal ki:


“Bugün dininizi ikmal ettim…” (5/3)

Ayet-i kerimesi ile tesbit edilmiştir.

İşte anlatılan marifet semalarındaki güneşler, yine anlatılan kemal burcunda doğduğu zaman…

Sonra…

“Din olarak size İslam’ı seçtim…” (5/3)

“Nimetlerimi size tamamladım…” (5/3)

Ayet-i kerimesi ile belirtilen nimet mertebesi, bir ihlâs ve muhabbet ister. İşte o mertebeye, ihlâs’a yazılan muhabbet levhası asıldığı zaman…

Ayet-i kerimedeki nurların şimşekleri çakmaya ve etrafı aydınlatmaya başlar…

Yakin gözü açılır…

“Allah tarafından sinesi İslam’a açılan mı? İşte o, Rabbından gelen nur üzerinedir…” (39/22)

Mealine gelen ayet-i kerimesi ile işaret edilen halin eserlerini, müşahede etmeye başlarsın… Nerede bilir misin?

“Yemin olsun; Rabbından sana Hak geldi…”
Mealini taşıyan cümle-i celilesindeki azamet perdesinde…

Sonra… Evet sonra… Daha başka nelere sahip olacağını anlatalım:

“Yerin ve semaların askerleri, Allah’ındır…” (48/4)

Ayet-i kerimesinin esrar ve mana hazinelerine muttali olmaya başlarsın…

“Yerde, kâmil bilgi sahibi olanlara nice ayetler vardır… Sonra, nefsinizde de(hücrelerden vücut yapınıza kadar) birçok alametler vardır (ki, hep Allah’ın kudretine, ilmine, azametine ve iradesine delalet eder). Görmüyor musunuz? ” (51/20-21)

Mealine gelen ayet-i kerimedeki, hakaik inceliklerini anlamakla şerefyab olursun…

“Her ne yana dönerseniz; veçh-i ilahi oradadır…” (2/115)

Ayet-i kerimesindeki derin mana remizleri ile ihrama girmiş olursun…

Bu halleri böylece müşahade ettikten sonra bir başka aleme geçmen gerek..

Ve bulunduğun hal âleminin bir başka tavır alması icab eder.

İşte bu sebeple, kalb sahanda bir başka rüzgârlar esmeye başlar… Yani feyiz rüzgârları…

İşte o zaman sana:

“Rahmetimizi dilediğimize isabet ettiririz…” (12/56)

Mealini taşıyan, fazilet kaynağı ayet-i kerime gözesinden:

“Biz aşılayıcı rüzgârlar gönderdik…” (15/22)

Manasındaki fazilet ihsanı zuhura gelir… Hem de:

“Allah kullazrına lütuf edendir…” (22/19)

Cümlesi ile belirtilen hibe kaynağından… Ve bütün bu olanlar:

“Biz güzel amelde bulunanların ecrini zayi etmeyiz…” (18/30)

Ve bundan sonradır ki:

“Allah o kimselerle beraberdir ki; onlar, takva sahibidirler… Ve bunlar öyle kimselerdir ki, Muhsinler vasfını almışlardır…” (16/128)

Ayet-i kerimesinin mana bahçesindeki dallar; şuhud yaprakları salar ve tecelli meyveleri verir… Hem de tam ve olgun…

Yine o bahçelerde:

“Bu Allah’ın fazlıdır; dilediğine verir…” (57/21)

Kaynakları kaynamaya başlar… Hem de bir şelale gibi… Nereden bilir misin?

“Allah, azim fazilet sahibidir…” (57/21)

Dağların yüceliğinden…

Artık şelaleler akar da akar… Akar da akar… Nereye bilir misin? Kalb vadilerinde onlar için açılan yollarına…

Bu haller olup biterken, belki işin iç yüzünden senin haberin yoktur… Bunların hepsi bir ilahi muhabbetin eseridir. O veriyor… İşte bu haberi sana gayb habercisi şu ayet-i kerimeyi okuyarak anlatır:

“O kimseler ki, iman ettiler… Amel-i Salih işlediler… Rabları onların kalbine sevgi verecektir…” (19/96)

Halinden memnunsun. Belki bir ara o halin elinden alınacağını düşünür üzülürsün… Ama sana o hali veren hiç alır mı? Elbette almaz… Alınca daha iyisini verir. Bu sebeple kalbine buna benzer en ufak bir düşünce geldiği an, karşına ilahi bir müjdeci çıkar ve sana şu haberi verir:

“Ey kullarım, bugün size korku yoktur… Mahzun da değilsiniz…” (43/68)

Hali anlatıldığı gibi olan kullar, boş mu kalır? Onlar bir başka âlemin malıdır. Onlar, bu âlemden ayrılır ayrılmaz:

“Pak, temiz belde… Ve Gafur Rab…” (34/15)

Ayet-i kerimesi ile işaret edilen diyara varırlar. Onlara karşılayıcı Rıdvanlar çıkar:

“Rahim Rab’dan selam…” (35/15)

Cümleleri ile onlara, tahiyyat ve selam okurlar…

Hoş geldiniz…
Der, güler yüz gösterirler. Sonra onları alır:

“Allah onlardan razı oldu…” (5/119)

Manasına gelen ilahi sofraya oturturlar…

İşte onlar; sıra sıra sofralarına oturduktan sonradır ki, şu hitab-ı ilahi tecelli eder:

“Orada canlarınızın istediği şey, sizin için vardır… Ve her arzunuz sizin için orada mevcuttur…
Bu, rahmetli ve bağışlayıcı zat-ı ilahiden, size ilk ikramdır…” Bu hitab-ı ilahiden sonradır ki; onlar; bitmez tükenmez bir nimet hazinesine daldıklarını tam anlar; memnun, mesrur ve şadü handan olurlar.

Allah-ü Teâlâ cümlemize nasib eylesin…

Âmin...