Pages

23 Nisan 2015 Perşembe

Mektubat-ı Geylani 7. Mektup

Ey Aziz,

Şu aldatıcı âlemden geç… Bu, aynı zamanda ilahi bir emirdir. Çünkü Cenab-ı Hak:

-“Sizi bu dünya hayatı aldatmasın… Aldatıcı sizi, Allah’ı anarak kandırmasın…” (31/33)

Burada aldatıcı şeytandır. O gelir, yaptıracağını yaptırır… Sonra da:

- Allah kerimdir, istiğfar eyle, bağışlanırsın…



Gibi sözler eder ve seni kandırır… Sakın onun bu sözüne kanmayasın. Hem istiğfar nasip
olacağını nereden biliyorsun? Tevbe, istiğfar etmeden ölenlerin sayısı az mıdır?

Huzur ehlinin derecelerini düşün. Onları Hak Teâlâ:

-“Yüzlerinde, vasıl oldukları naimin nuru lemean eder, görürsün…” (83/24)

Mealine gelen ayetiyle tarif eder. Bunların daldığı nimet âlemi, vuslat âleminin taa
kendisidir. Vuslat âlemine erenler burada da bilinir.

Yüzlerine bakınca anlarsın, içine bir ferahlık gelir. Özüne nur dolar. Ve umulur ki, bu
sayede kalbin manevi rayihaları almaya has haliyle, o erenler için buyrulan:

-“Rahatlık, reyhan ve nimetler vardır…” (56/89)

Ayet-i kerimesinin manasının anlarsın. Ve o tatlar, o kokular ve o nimetler sana da
gelir…

-“Onlara, üzeri misk mühürlü şaraptan içirilecek…” (83/26)

Mealini taşıyan ayet-i kerime ile bildirilen şarabdan sen de içersin…
Bundan sonra keşfin açılır.

-“Rabbından sana geldi…” (10/94)

Cümlesiyle anlatılan mana örtüsü sana da açılır… Ve o anda sen, tefrid sergisinde
bulunmuş olursun. Artık sen bir başka âlemin malısın. Kendini rasgele işlere veremezsin. Bu
sebeple sana şu emir gelir:

-“Allah’ın gayrı olan, sana faydası ve zararı olmayacak şeyleri isteme…” (10/106)

Yani onlardan bir şey umma. Bir şey bekleme. Korkma…

Kalb kulağın da açılır. Ünsiyet ve ülfet destanları gibi yazılan, hikâyeleri, fıkraları
dinlersin. Çünkü Hak Teâlâ:

-“Sana kıssaların en güzelini anlatacağız…” (12/3)

Buyurur. Hatta anlatır da… İşte onları dinledikten sonra, şahid kim? Meşhud kim?
Anlarsın. Buradaki sırrı çözmek sana nasip olur…

Bundan sonra halin değişir. Bir bakarsın ki, son hadde varan bir aşk ve şevk içindesin.
Ve yerinde duramaz haldesin. Nağmelerin tadı, seni tesiri altına almıştır. Hele şu ilahi hitabın
tadı ile sen mest olursun, kalkar dönersin bile…

-“Sözü duyan ve en güzeline uyan kullarıma müjdele…” (39/18)

Bu hitabın güzelliği sende can mı bırakır ki?
Hal böyle iken fazla aşırı gitmemen de gereklidir. Bu sebeple önceki şenliğin karşıtı,
bazen da başını eğer hüzün murakabesine dalarsın…

-“Emrolunduğun gibi dürüst ol, seninle Tevbe yolunu tutanlar da öyle…” (11/112)

Mealini taşıyan ayet-i kerime seni bu hale getirir.

Artık ilahi kervanın zincirine takıldın sayılır. Sen de erenlerden biri oldun demektir. Bu
halini çeşitli hareketlerinden sezersin. Bir bakarsın ki:

-“Toplu olarak ilahi bağa sarılınız…” (3/103)

Emri gereğince metin bir bağa sarılıyorsun.
Bunu yaparken kendinde bir varlık görmez.

-“Yardım yalnız Allah katındadır…” (8/10)

Fermanına sarılırsın…

Bu arada korkar, titrer ve inlerken kendini:

-“Allah sizlere şefkatlidir, merhametlidir…” (57/9)

Mealinde buyrulan emrin sahilinde bulursun. Bazen de:

-“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, amel-i Salih işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi
ortak koşmasın… ” (18/110)

Bahçesine girersin, ihlâs elleriyle.

-“Bütün dereceler amellerine göre verilir…” (6/132)

Cümle-i celilesi nehirlerinden içersin. Ve orada okuyacağın şu cümle ise, sana gölgelik
eder:

-“Namazım ve diğer ibadetlerim ve ölümüm, âlemlerin Rabb’ı olan Allah içindir…”
(6/162)

Ve orada ilahi nimet sofrasına kurulur yersin. Bu arada sana o ilahi sofrayı açan cümle
şudur:

-“Allah kadar, ahdine vefa gösteren kim olabilir? O halde, O’nunla yaptığınız alışveriş
için sevininiz…” (9/111)

Vuslat yolun açıldı. Varlığın sahibini buldun. İlahi hazrete erdin. Yolculuğun tamam oldu.
Birçok nimetler içindesin. Ama hikmete pek vakıf olmadığın için biraz üzülme yoluna
koyulurken imdadına şu ilahi cümle yetişir:

-“Ey kullarım, bugün size korku yoktur… Ve mahzun da olmazsınız…” (43/68)

Cenab-ı Hak bizleri de bu kullar arasına katsın…

Âmin…