Pages

23 Nisan 2015 Perşembe

Mektubat-ı Geylani 9. Mektup

Ey Aziz,

Şehvet çağırıcılarına arka çevir. Geç. Boş arzulara tabi olma. Çünkü Hak Teâlâ onun için
şöyle buyurdu:

- “Sonra seni o, Allah yolundan alır…”(38/26)

Sakın kasvet ehli ile yani kalbi karalarla sohbet etme. Çünkü onlar hakkında şöyle
buyruldu:

- “Yazıklar olsun, o, Allah’ı anmayan kalbi karalara…”(39/22)



- “Allah’a karşı reddine çare olmayan gün gelmeden, Rabbinizin davetine
koşun…”(42/47)

Mealine gelen ayet-i kerime senin için bi münadidir. O’nun şu nidasını kalb kulağına
duyur:

- “İman edenler için, Allah’ın zikrine dalıp kalblerinin Huşua Varacağı zaman gelmedi
mi?...”(57/16)

- “İnsanlar sanır mı ki başıboş yaratıldı?”(75/36)

Ayet-i kerimesi sana bir tenbih olsun… Ve:

- “Aldatıcı, Allah adını anıp sizi kandırmasın…”(31/33)

Ayet-i kerimesinde işaret edilen aldanma uykusundan uyan…

Sanıyor musun ki sormadan bir şey öğrenebilirsin. Ve sanıyor musun ki susup durmakla
bilgisizliğin geçer. Yanılıyorsun. Durma sor. Hem de sana lazım olanların en önemlisini. Ehli
huzurun yükseldiği makamlardan haberler sor. Sor, sor ki onları tanıyasın ve:

- “Onlar öyle erlerdir ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah’ı anmaktan
alıkoyar…”(24/37)

Mealini taşıyan ayet-i kerime ile tarif edilen kimselerin vasıflarını anlayasın…
Sen bir başka âlemin yolcususun. O âlemin adı anıldığı yerde buranın ismi hatıra
gelmez. Orası gayelerin kabesidir. Yolculuğun yönünü oraya çevir. Baş ayağınla yürü. Seni
oraya vardıracak ayak başında saklıdır. Onu bul, yoluna devam et. Oraya varmak için inkıta
badiyesinden geçeceksin. Ki bu inkıta:

- “Tam manasıyla O’na yönel…”(73/8)

Ayetinde saklı duran derin manadadır…

O yolda azığın, tecrid olsun ki bu tecrid:

- “Allah de, sonra onları bırak…”(6/91)

Mealini taşıyan ilahi cümlenin özünde gizlidir.

Bineğini de diyelim. O da tavzif olsun. Tavzif ise şu ayet-i kerimenin özlü manasıdır:

- “İşlerimi Allah’a ısmarladım…”(40/44)

Sakın bu yola yalnız çıkma. Sonra yanılırsın, şaşırırsın. Herkesin varacağı kapı ayrı
olacak ama yolculukta birlik gerek. Arkadaş lazım. Bu yolda arkadaşların sıddıklar olmalı.

Çünkü Allah-ü Teâlâ:

- “Sadıklarla beraber olunuz…”(9/119)

Emri ile onlarla arkadaş olmayı bildirdi.
Yolcu yolunda gerek. Bu sebeple, dünya süsünden geç. Çünkü Allah-ü Teâlâ dünyayı
anlatırken:

- “Biz yeryüzünde yaptığımız şeyleri, ona bir süs kıldık…”(87/7) buyurdu.

Yeryüzüne süs olan sana da süs olacak değil. Onda kalır ve zamanı gelince onda ölür.
Yanılır aldanırsan sana hasreti kalır. Hesabı kalır.

Bir ayet-i kerimede şöyle geçer:

- “Mallarınız ve evladınız ancak size birer fitnedir…”(8/28)

Bu şekilde fitneliği bildirilen yollara sakın sapma. Onlardan yana özünü selamete çek.
Yalvar. Dua et. Bu yolda herkes gibi sen de bir acizsin.

-“Onlar mı, yoksa muztar halde olana, yani bunalmışa icabet eden mi?”(27/62)

Ayet-i celilesinde belirtilen acizlerden birisin. Sana gereken de o acizler gibi
yalvarmaktır. Çünkü Cenab-ı Hak darda kalmışlara mutlaka yardımını yağdırır. Yapacağın duayı
tarif edelim:

- “Allah’ım bizi sırat-ı müstakime hidayet et…”(1/5)

Bu duayı okuyarak yoluna devam et.
Ancak buraya kadar sayılan vazifeleri yaptığın takdirde, ezeli inayetin müjdecisi sana
döner ve:

- “Ayık olunuz. Allah’ın evliyasına korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar…”(10/62)

Mealini taşıyan ilahi fermanını okur. Sonra sana:

- “Rahim, Rab’dan selam…”(36/58)

Mealini taşıyan mutlu müjdesini de getirir. Sonra o yardım eli seni alır:

- “Allah’tan yardım… Yakında da fetih…”(61/13)

Cümlesinin mana köşesine oturtur. Orada sakın oturup kalacağını sanmayasın. Orada
otursan bile, haberin olmadan yolculuğun devam eder. Çünkü Rabb’ın seni:

- “Nimetlerle dolu, cennetlere…”(56/12)

Çağırıyor… Oraya varman gerek. O davet eder de gidilmez olur mu hiç? Oraya varanlar
hep:

- “Allah’tan nimet ve ihsan alarak döndüler…”(3/174)

Sen de onlardan biri olmak istemez misin? Elbette istersin. O halde söylenenleri yap.
Sen söylenenleri yapmaya bak. Kulsun, kula çalışmak düşer. Elbette kerim bir efendisi
olan kul boş bırakılmaz. Çalışan kulunu O nelere erdirmez ki? O’nun erdireceği nimetlerin en
güzeli visaldir. Çalışırsan seni de erdirir ama onun belirli bir şekli de yok ki bilesin. Ancak onun
kokusundan anlayabilirsin.
Durma çalış. Visal dağının otları sana kokmaya başlar. Gayb âlemi sakilerinin elinde
muhabbet şarapları, kadehler içinde ortada dönmeye başlar. Bir yandan da müşahade ilahileri
söylenir ve şu ilahi kelam o mecliste söylenir:

- “Bu size bir mükâfattır. Çalışmanız şükranla anılmıştır…”(76/22)

Bir yandan da ülfet sözcüsü:

- “Allah-ü Teâlâ, Musa ile tam bir şekilde konuştu…”(4/164)

Ayet-i kerimesiyle işaret buyrulan kıssayı anlatır. Ve o hikâyedeki:

- “Rabb’ı dağa tecelli edince un ufak kıldı…”(7/143)

İlahi cümlesindeki manayı anlata anlata bitiremez…

- “Musa baygın düştü…”(7/143)

Ayet-i kerimesi ile bildirilen, sarhoşluk hallerini basiret gözleri seyreder ve tadına
doyulmaz zevki alır…
Orası bir vuslat âlemidir. Aczi itiraf gerek. İşte basiret gözleri o hikâyedeki müşahede
halinin sonucunu görür görmez, aczini itirafa mecbur kalır.

- “O gün birtakım yüzler, Rablarına bakıcı olarak kalacaklar…”(75/22)

Ona aczini daha fazla anlatır. Çünkü sadece bakıcı. Ya sonucu. Ya gördüğü. İşte bunları
düşünürken, şu ayet-i kerime imdadına yetişir; hal diliyle okur ve kurtulur:

- “Gözler onun künhünü idrak edemez… Ama o, gözleri idrak eder…”(6/103)

Cenab-ı Hak cümlemizi, aczini idrak edip, varlığını Hakk’a teslim eden kullarından
eylesin…

Âmin...