Pages

24 Nisan 2015 Cuma

ÖĞÜT - Yusuf Hemedânî Hz.

Yusuf Hemedânî hazretleri (k.s) Rütbetü’l-Hayat isimli eserinde, “Canlı kimdir? Hayat nedir?” suallerinin cevabını şöyle anlatıyor:

“Basiret ve yakîn ehline göre canlı, avunup tesselli olan kimsedir. Ancak teselli olma, huzuru bulma yerleri insanlarda farklı farklıdır. Ama bu farklılık, şahsın idrak ve anlayışına, dine verdiği kıymete bağlıdır. Halbuki din-i İslâm’ın kendisinde huzur bulmayı gerektiren bir ilâhî hukuku vardır. Herkesin durumuna göre bir teselli yeri vardır. İnsan, onun varlığıyla huzur bulur, rahatlar ve sakinleşir. Bu, varlık ve dünya ile huzur bulan sıfatıdır.


Canlının hayatı sofiler arasında daha ince düşünülmelidir. Bir insan için dünya süsleri ile teselli bulup avunan kişinin mutluluğu, bir aldanış sarayı olan dünyanın malını biriktirmek, almak ve vermektir. O kişi dünya ile yaşamaktadır. Bu durum, âdemoğlunun hayat derecesinde en aşağı derecedir. Çünkü dünya metaı ile huzur bulmak, avunmak, bütün hayvanlarda, kurtlarda, kuşlarda, balıklarda da ortaktır. Hayvanların huzuru, derviş için huzur misali olamaz. Çünkü Allah Teâlâ buyuruyor:
“Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun (Kötü sonucu) yakında bilecekler. “(Hicr, 15/3)

“… Hayvanlar gibi yerler; varacakları yer ateştir. “(Muhammed, 47/12)
Akıl ve idraki yüklenmiş insanlar şerefli insanlardır. Akıl, hayvanlarda ve Allah’ı bilmeyenlerde müşterek olan sadece dünya menfaati olursa aldanmadan başka bir şey elde edilmez. Böyle bir insan, hayanların eş edinme, yeme-içme, barınma gibi özellikleri nasılsa aynı şekilde mutlu olup avunur.

İşte “… Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar daha da sapıktırlar (Furkan, 25/44) âyet-i celilesi işte bu manaya işaret eder.

Şu âciz, biçâre ve unutkan insan bir kere düşünmez mi ki, mahlukatı idare etme elbisesini yüce Allah kendisine niçin giydirdi? İlim ve idrak tacını neden onun başına koydular? İbadet ve kulluk yazısını neden onun alnına yazdılar? Yüz yirmi dört bin peygamber, insanın mutluluğu için gönderilmedi mi? Allah Teâlâ buyuruyor:

‘Kim âhiret kazancını istiyorsa onun kazancını arttırırız. Kim dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun âhirette
hiçbir nasibi yoktur. “(Şûrâ, 42/20)

“Servet ve oğullar dünya hayatının süsüdür ölümsüz olan iyi işler ise Rabb’inin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” (Kehf, 1 s/46)

“Biliniz ki mallarınız, çocuklarınız birer imtihan sebebidir. “(Enfâi 8/28)
İmtihan sebebi olan mallar ve çocuklar ile Hakk’ın rızasını tahsile, onların kemalâta ulaşmasına vesile olursak ne ala! Ancak o çocuklar ve mallar, bize Hakk’ın rızasını unutturup günah işlemeye vesile olursa, o kimse, ilâhî imtihanı kaybetmiş olur.

Rabbü’l-âlemin buyurmuş:
“Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü ziynetini takınıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılacak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.” (Yunus, 10/24)
İşte sofilik, meallerini zikrettiğimiz bu âyet-i celilerin ışığı altında kişinin; halini, kârını, ziyanını, Allah’ın rızasını veya gazabını tahsil edip etmediğini düşünmesidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de beyan ediliyor ki:
“Bu dünya hayatı aldanış metaından başka bir şey değildir.” (Âi-imran 3/185)

Yusuf Hemedânî hazretleri de (k.s) adı daha önce zikredilen eserinde, “Aldanış, dünyanın maddî yüzüne karşı iradesizlik göstermek, ahiretin vaadini zor ve meşakkatli görmektir” buyurmuş. Çünkü:

Fakat siz (ey insanlar!) âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz.”{Mâ, 87/16-17}

(3 ilgili ayetler için bk. Taberânî, 18/537, 602, 617, 625; İbn Abdülber, Câmiu Beyâni’l ilm,1-22:1 224)