Pages

24 Nisan 2015 Cuma

O’NU HERSEYDEN ÇOK SEVMEK - Mehmet ILDIRAR

Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz söyle buyurur:“Ben kalbinizde sevgi bakimindan kendi özünüzden, malinizdan, çocugunuzdan, babanizdan ve bütün insanlardan fazla yer tutmadikça kemâle eremezsiniz.” (Buharî, Müslim)Hz. Peygamber s.a.v.’i sevmek, Allah’i sevmektir. Bu merhaleyi anlayabilmek için Allah hepimize idrak ihsan buyursun.Insanin en kiymetli varligi canidir. Ama insan, canindan, malindan, çoluk-çocugundan, ebeveyninden, bütün insanlardan daha fazla O’nu sevecek...
Muhtemelen burada istenen sevgi “ihtiyarî” ve “aklî” sevgidir. Dikkat buyurun, bu sevgi ihtiyarî ve aklî bir sevgidir. Yani “fenâ fi’r-rasul” makamindaki muhabbete gark olma hali degildir. O makamdaki sevgi ihsandir, ihtiramdir ve bir kemalâttir. Bu hitap ise sana ve banadir. Zaten evliyaullah O’nu canindan çok sever. Yani O’nu evliyaullahin sevdigi gibi sevemiyorsak, en azindan ilmen, insafen, vicdanen ve insaniyeten su hükmü bilmelidir: ,

“Ben Rasulullah s.a.v.’i canimdan, malimdan, anamdan, babamdan, her seyimden daha çok sevmeye mecburum.” Ihtiyarî ve aklî sevgi iman için de sarttir. Ihtiyarî ve aklî sevgi ile kabul edilmedikçe iman sahih olmaz. “Acaba ben çok mu seviyorum, az mi seviyorum?” sözü, imanda tereddüde yer olmadigindan dogru degildir.Öyleyse ihtiyarî ve aklî imanin hakikati nasil olmalidir? Söyle anlatalim: Bir mü’min demelidir ki, “Benim bütün yapip ettiklerim, hayat seklim Rasulullah s.a.v.’inkine uygun olacak. O’nun her dedigi haktir, dogrudur, gerçektir. “Malini ver” dediyse, vermemiz gerekir.

“Canini ver” dediyse, onu da vermeliyiz. Gözümüzde ne sevgili varsa, onu Rasulullah s.a.v.’e feda etmeliyiz. Bunu ilmi bir emir ve vicdanî bir iman olarak, tekrarlaya tekrarlaya nefse kabul ettirmeliyiz. Ondört asirdir Rasulullah için malini canini feda edenlerin nereye gittigini görmüyor muyuz? Sen versen de, vermesen de Rasulullah’in ne mali artar, ne de canina bir fayda verir.
Fakat canini ve malini O’nun yolunda feda edersen ebedi saadeti bulursun. Bu, sek ve süphe götürmeyen bir gerçektir.Hiçbir insan kendisini Hz. Muhammed s.a.v.’in onu sevdigi kadar sevemez. Çünkü O, sen ana rahmindeyken sefaatiyla, dünyada velâyetiyle seni gözetti.
Mirac-i Saadet’te azametin ve kibriyanin sahibi Allah’in huzurunda “ümmetim, ümmetim” diyerek senin için yakardi. Cehennemi görünce kendi nefsi için korkmadi, senin ve benim için agladi. Allah’tan sefaati senin ve benim için istedi. Annen bile seni bu kadar düsünemez. Annen sirtini sivazlayarak, “oglum aga olsun, pasa olsun” der de, bir kere olsun “iman sahibi olsun ki cehennemden kurtulsun” demez.

Bir kere dahi olsun “Cemalullah’i göresin” diye söylemez. Annenin sana olan sevgi mertebesi, seni mal-makam sahibi olarak görmektir. O bununla sevinir. Kapinda hizmetçilerin varsa, etrafin kalabaliksa, sana daha çok muhabbet eder. Seni zelil görürse, buna tahammül etmesi zordur.
Insana anasindan-babasindan ve kainattaki herseyden daha çok Allah sevgisi, Peygamber sevgisi lazimdir. Bunlari bu sekilde anlamaliyiz ki, balik nasil suyu severse, biz de Rasulullah s.a.v.’i öylece sevmis olalim. O Nur-u Muhammedî’siz hayat olamaz.

O’nun disinda bir hayat düsünülemez. Bu, imanin ve sevginin ilk derecesidir. Bu ilk derecede, O gazaya çagirirsa gitmek lazim gelir. Malini harca derse, hemen harcamak gerekir. Nasil malini harca der? Sana kurbanini kes, diyerek bunu ister. Paralari yigdigin halde hacca gitmiyorsan, Rasulullah’in sünnetini izlemiyorsan, Ravza-yi Mutahhara hasreti çekmiyorsan, sendeki mal ve dünya sevgisi Rasulullah sevgisini geçmis, O’nun sevgisine üstün gelmis demektir.