Pages

15 Aralık 2015 Salı

Cömertliğin Zirvesi: Îsâr ♦

Hz. Aişe r.anha anlatıyor:

“Allah Rasulü s.a.v dünyadan irtihal edinceye kadar üç gün birbiri ardına karnını doyurmadı. Dilesek doyurabilirdik, fakat başkalarını kendimize tercih ederdik.”

Rasulullah s.a.v, bir defasında bir arkadaşı ile iki misvak yaptı. Misvakların birisi eğri, diğeri düzdü. Rasul-i Ekrem s.a.v, misvakın güzel olanını arkadaşına, eğri olanı da kendisine ayırdı. Arkadaşı;



– Bu güzel misvak, size yakışır ey Allah’ın Rasulü, deyince, Efendimiz s.a.v.:

– Bir saat de olsa, bir kimse ile arkadaşlık edene, arkadaşlık hakkına riayet edip etmediği sorulur, buyurdu.

Onun yüksek terbiyesinde yetişen Sahabe-i Kiram (Allah onlardan razı olsun) da bu ahlâka sahip idi. Nitekim Allah Tealâ:

“Onlar, ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler.” (Haşr, 9) ayetiyle onların bu üstün halini övüyordu.

Çünkü onlar, kendileri aç ve muhtaç iken diğer mümin kardeşlerini tercih ediyor, ellerine geçeni önce onlara veriyorlardı.

Bizzat çalışarak kazansalar da, ellerine geçen nimetin kendilerine ait olduğunu düşünmüyorlardı. Her şeyin Allah Tealâ’nın mülkü olduğunu yakinen biliyor, kendilerini ancak bu mülkü yerine ve ihtiyaç sahibine ulaştırmakla görevli görüyorlardı.

Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Sadakanın en faziletlisi, en dar ve zor anlarda, insanın karnı aç, kendi muhtaç iken başkasına verdiği sadakadır.”

Bu konuda ariflerin şu tespiti, işin özünü ortaya koymaktadır:

Elindeki mülkü ve yetkiyi kendisinin gören kimsede, îsâr ahlâkı gerçekleşmez. Bu ahlâk ancak her şeyin Cenab-ı Hakk’a ait olduğunu gören ve bilen bir kimseden meydana gelir.

Çünkü o kendisini bir emanetçi görür. Onun vasıtasıyla bu mülk kime ulaştırıldı ise o kişinin buna daha hak sahibi olduğunu düşünür.

Kaynak: http://semerkanddergisi.com/comertligin-zirvesi-isar/